NE KOLAY HARCIYORUZ ÇOK GÜZEL İNSANLARI…

Tuhaf bir devirdeyiz, ne vefa, ne minnet, ne saygı, ne sevgi kalmadı dağarcığımızda. Bir kelimeye, bir cümleye, ve dahi bir fotoğrafa kurban ediyoruz ömrünü memleketine vakfetmiş aslan parçalarını… Kimin haklı olduğunu değil de, kimin daha çok ses çıkardığını tartıyor terazilerimiz…

Erdogan Bektas , pandemi sürecinde bir çırpıda harcadığımız değerimiz, kıymetli bir valimiz… İnegöl’ün en büyük ve en problemli okuluna, İnegöl lisesine müdür olarak atandığımda birkaç aylık kaymakamımızdı. 2003 yılının ekim ayında gelmişti İnegöl’e, bıçkın ve olgun bu karadeniz uşağı… Farklı bir mizacı, farklı bir uslübu ve çok farklı bir yönetim anlayışı vardı. Bir yönü hemşehrisi Recep YAZICIOĞLU, bir tarafı Adnan KAHVECİ, ufku ve vizyonu, Ahmet Vefik Paşa vari idi. Trabzonlu, (Tonyalı) olmanın verdiği hırs, inat ve kararlılığı ve zaman zaman aniden parlayan muhayyilesi ile geçimsiz biri imajı da sunuyordu, hiç haketmediği halde… Yaklaşık beş yıl kaldığı İnegölde ilk icraatı, hükümet konağı merdivenlerinden omuzlarında çuvallarıyla inen ihtiyaç sahibi(!) vatandaşların envanterini çıkartıp tek tek ve aniden evlerinde ziyaret ederek gerçek fakir ve muhtaçları tespitetmesi; sosyal yardımlaşma vakfından ilaç, gıda, hizmet ya da nakti yardımları bizzat evlerine ulaştıran bir sistem kurmasıydı… Bu süre zarfında ekonomiden, ziraate, eğitimden sosyal hayata, turizmden ticarete, her alanda ufkunu açtı İnegöl’ün…

İnegöl, bir çok ilkini onun üstün gayret ve ferasetiyle yaşadı. Kimi mesele naif ve samimi gayretiyle, kimi konu hırs ve inadıyla başarıldı kaymakam beyin. Dönemin siyasetçileriyle ve bürokrasisiyle kimi zaman kolkola verdi, kimi zaman önlerine düştü, göğüs gerdi kamunun serzenişlerine… Fen lisesi ve Anadolu öğretmen lisesi, Türkiyede ilçelerde kurulan ilk ve görkemli liseleriydi İnegöl’ün. Küçükçalık lisesi ve birkaç ilköğretim okulu gibi, hayırseverler marifetiyle pek çok okul yapıldı onun gayreti ile. Türkiyenin en büyük mesleki eğitim kampüsü, (Mehmet Yıldızın kendi deyimiyle) iki deli (!)nin atışması ve inatlaşmasıyla hayata geçirildi ( 24 trilyon Tl ile eğitime %100 destekte tek seferdeyapılan en büyük bağıştı Türkiye’de)… Türkiye’nin en büyük mobilya organize sanayi bölgesi, (2.OSB) yeri ve yönetimi ile onun önderliğinde planlandı. İnegöl’e bağlı tüm köylerin toprak analizlerini yaptırdı da, her köye uygun meyve ya da bitkinin, fidan veya fide dağıtımını gerçekleştirdi, üretim ve pazarlama ağını kurdurttu. Fuji elması, napolyon kirazı, İnegöl ay çekirdeği, kurşunlu çileği (farklı bir üretim tarzıyla) onun döneminde millileşti. Hayvancılıkta benzer teşviklere imza attı. Karış karış gezdi tüm köylerini, yaylalarını yaz – kış… Dağ, bayır birlikte yürüdüğümüz köylerinden, Oylat Mağarasının, Çitli maden suyunun keşfi çıktı. Çok kısa sürede hayata geçirilmesine vesile oldu her ikisinin… Yeni İnegöl projesi içinde ukte olarak kalan vizyonuydu. Atatürk caddesinin tek yön olması, düzenli çöp depolama alanının yeri ile ilgili spekülasyon ve itirazları göğüsleyiverdi, öne atladı, sulh eyledi ortamı…. Eğitim öğretimde, İlçe Milli Eğitim müdüründen okul müdürlerine, öğretmeninden velisine, öğrencisine hedef koydu, vizyon verdi, misyon yükledi, takip etti. Takdir etti, teşvik etti, arkasında durdu personelinin… Tebdili kıyafet gezerek keşfettiği çok garibanın hayatına dokundu, gizli aşikar… İnegöl, onun Valilik stajı gibiydi; nitekim çok kısa bir süre görev yaptığı Üsküdar kaymakamlığından Muş valiliğine terfi etti azmi ve gayretiyle… Muş zordu, devir sıkıntılıydı lakin o kararlıydı; her zamanki gibi tevekkül ve tefekkür erbabıydı… Önce gönüllerde taht kurdu, zorlanmadı bu hususta. Zira halkın adamıydı o. Her birinin sofrasına oturdu, derdiyle dertlendi, kayıtsız kalmadı hiç bir siteme… Nitekim Cumhurbaşkanının iltifatına mazhar oldu, “örnek vali” profili olarak takdim edildi diğer vali beylere… Ziyaretine gittiğimde, Muş üzümünün tescili ve üretimi üzerine kafa yoruyordu. Türkiyenin (üretim ve ihracat bakımından) ekonomik istatistiklerinde son sırada yer alan Muş iline, Muşlu iş adamlarını davet etti tek tek. Fabrika ve tesisler kurdurdu. Bu süreçte PKKnın taciz ve sabotajlarına verdiği veciz cevabı ile devlet otorite ve şefkatini birlikte ilan etti genetik üslubuyla… “Onlar yıkar, biz yaparız, onlar zarar verir, biz onarırız, onlar öldürür biz yaşatırız. Herkes cibiliyetinin gereğini yapar” Başka bir çok projenin temelini atıp kurgusunu planlayarak ayrıldığında bu şehirden; yıllarca böyle bir vali görmediğini söylüyordu halk… Kastamonu, stratejik bir il. Nüfusun çoğu büyükşehirlerde, kasaba ve köyler geri kalmış, okuma yazma oranı düşüktü bu ilde. Atandığının beş altı ay sonrasında ziyaretine gittim. Bütün bir şehrin kabartma haritasını yaptırmıştı, arka duvarında asılıydı tıpkı İnegöl’deki ve Muş’taki gibi… Çok işimiz var diyordu, heyecanla. Manevi şahsiyetleri vardı Kastamonunun. İhya edilmeliydi kabirleri, vakıfları ve müzeleri. İlçe ilçe sıralamıştı, artı ve eksilerini. Sahillerine ayrı, dağlarına ayrı, madenlerine ayrı kafa yoruyordu. “Kastamonu tanıtım günleri” etkinliğini başlattı… El sanatları üzerine üniversitede bölüm, Ağaç işçiliği ve kapı imalatı üzerine organize sanayi bölgesi, Ilgaz Kayak merkezinin büyütülmesi ve bölgeye büyük otellerin yapılması onun gayretleriyle oldu. Sarmısak üretimine teknolojik ve bilimsel destek sağladı. Burada da toprak analizleri yapılıp sarmısak dışında alternatif ürünler tespit ve teşvik edildi… İnegölün manevi şahsiyeti Hacı Emin Acar ile sohbetine şahit olmuştum bu dönemde: “Kastamonunun mavisi, yeşili ve beyazını ön plana çıkar” diyordu Emin hoca; öyle de yaptı kısa sürede… Bu süreçte, pkk nın Muş’taki görev döneminden kalma intikam girişimine maruz kaldı. Ilgaz yolu üzerinde ilerleyen Erdoğanın konvoyuna yaptıkları bombalı ve silahlı saldırıda, kendisi ve korumaları hedefteydi. Neticede, kaçan teröristlerin leşlerini birkaç gün içerisinde Ilgaz dağlarına sermişti koordine ettiği emniyet mensupları… Sonra şehzadeler şehri Manisa… Burada da ziyaret ettiğim vali beyin masasında Harry potter serisi kitabın olduğunu gördüm. Gülümsediğimi görünce: “Bir nesil bu kitapları okuyarak büyüdü. Onları anlayıp dünyalarına girebilmem için bunları okumalıyım” dedi” Bu nesli anlayamazsak, bir kez daha bir çağı ıskalarız”… Nitekim Dynet ve kodlama konularında çok ciddi seferberlik ilan etti Manisada. Öss ve lgs başarılarının yükseltilmesi için il genelinde ciddi planlı çalışmalar yaptı. Tüm ili organik tarım bölgesi ilan etme, malzeme üzerine bir üniversite ve “malzeme organize sanayi bölgesi” bu ile mahsus projeleriydi… Burada, bizzat dönemin başbakanı Davutoğlunun fişeklenmesi nedeniyle kendisine sosyal medya üzerinden “1. Linç girişimi” başlatılmıştı ( fetöcü paralel devlet yapılanmasına bağlı başörtülü kadınların, kelepçeli olarak göz altına alınması hadisesi üzerine yaptığı açıklama nedeniyle)… Rize valiliğine atanması, Cumhurbaşkanımızın ona karşı güveni ve teveccühünün yansıması olmuştur. Zira, kendi memleketini Erdoğan Bektaş’a emanet etmekte beis görmemiştir… Burada 29 ay görev yapmış, bu süre zarfında bir çok projeyi hayata geçirmiştir. Burada da misafiri olmuştum sayın valimizin. Şehir haritası yine arkasındaydı ve köylere hizmet götürme birliği kanalıyla, çok yaraya merhem olmuştu köylerde, yaylalarda… . Ayder’de bir kayak merkezi projesine, yoğun yağışlara bağlı sel felaketlerine karşı altyapı, köprü ve menfezlerin iyileştirilmesine odaklandı. Tüm yayla ve köylerde yaptırdığı toprak analizleri ile, çaya alternatif ürünler üzerine bilimsel çalışmalara önayak oldu… “Bir yeteneğim varsa eğer, külleri üfleyip altındaki közleri meydana çıkartırım ” demişti bana.. Cidden her gittiği yerde, bilim adamlarını, iş adamları ile ilin entellektüel sınıfını bir araya getirerek, ciddi bir sinerji yaratma kabiliyeti var bu adamın….

Sonrası… Zonguldak… Ufuk açıcı birçok proje, coğrafi ve fiziki şartları nedeniyle geri kalmış ilin bir çok problemine acil çözüm hevesi ve hayaliyle atandığı Zonguldak’tan akılda kalan tek bir cümle: “pandemi sürecinde Zonguldakta sağlık çalışanlarımız kendilerini koruyamadılar, bu durum bizim işimizi daha da zorlaştırdı” 60 yıllık geçmişine sığdırdığı azim, gayret, delicesine çalışma, vatan millet aşkı, maneviyatı, ruhaniyeti, vesile olduğu onlarca eser, dokunduğu binlerce hayat, bir çırpıda tu-kaka oldu(!) bu cümleyle. Mevcut durumun hassasiyetine sığınan birkaç ardniyetli gazetecinin husumetiyle, önce sosyal medyada sonra da tüm ulusal medyada organize bir linç başlatıldı insafsızca… Ne galiz küfürler, ne izansız hakaretlerin ardı arkası kesilmedi günlerce… Oysa işin aslı, öğrenci yurtlarına yerleştirilen sağlık çalışanlarının sorumsuz davranarak, yurt ortamında akşamları bir arada bulunmaları, okey filan oynamaları, neticede virüsü birbirlerine bulaştırmalarına sebep olmuştur. İl genelinde 567 vakanın 137sini sağlık çalışanları oluşturmaktadır( ki bu günlerde Türkiye genelinde virüs bulaşan toplam sağlık çalışanı sayısı 626 dır) Bu hadise, il sağlık müdürünün tespiti olup, vali beyin hıfzısıhha kurulu toplantısında (üstü kapalı) bu konuya siteminden ibarettir… Kötü niyetli muhterisler kurban istemiş, kalemşörleri, silahşörleri mal bulmuş mağribi gibi sökün etmişler de, nihayet emellerine ulaşmışlar ki, son kararname ile Erdoğan BEKTAŞ merkeze çekildi…

Ne kolay harcıyoruz, çok güzel insanları… “Bu dünyada, gayretinin karşılığını bekleyen herkes, istisnasız hayal kırıklığına uğramıştır. Biz emeğimizin karşılığını öte dünyada, Allahımızdan bekleyelim ki, yüce adaletiyle hayal kırıklığı yaşamayalım” demişti bir sohbetimizde… Allah uzun ömür versin, ebeden razı olsun kendisinden. Ben şahidim ya, mü”min ve muvahhid olduğuna, milli ve ehli devlet olduğuna, namusu, haysiyeti ve şerefiyle devletinin âli menfaatlerini gözü gibi koruyup kolladığına. Dahasını, tebdili kıyafetiyle, çizmesi ve kot pantolonuyla, gecenin bir vaktinde şehrin harabelerinde yaşamaya çalışan garip gurabaya, hayatına dokunduğu fakir fukaraya, Allah dostu, kamil ve ariflere sorun….

Velhasıl, çok kolay harcıyoruz çok güzel insanları… 28 yıl devletine hadim olmuş bir valiyi de harcıyoruz, ömrünü ilme, bilime adamış, bir profesörü de, bir gazeteciyi de tek cümlesiyle…

Yazık ki ne yazık…

Yusuf Şevki YÜCEL (yirmiaralıkikibinyirmi)

içine gönderilmiş